Lavinya Dergisi

SAKİNLİKTE BOĞULAN FIRTINA
Sudenur SERTBAŞ

Arafın ta kendisi olmuş, şairlikle yazarlık arasında kalmış biriyim. Zihnimden düşüp kalemimin ucuna gelen her bir kelimeyi esaretten kurtarıyor, yolunu bulmaları için özgür bırakıyorum. Şimdi Lavinya Dergisindeyim. Bazı kelimelerimin yolunun buradan geçmesini istiyorum. Şiirden bir şair düşüyor, arafta yolunu bulmaya çalışıyor.

Büyüdüğün yer büyük fırtınalara ev sahipliği yapıyorsa başka bir yerin sakinliğine alışamazdın. O sakinlik huzur verse bile bu gerçekleşmezdi. Çünkü insan o fırtınaları evi bilirken sakinlik ne kadar huzur verirse versin o fırtınanın yerini dolduramazdı. 

Hem bir fırtınanın içine doğan hangi sakinliği kendine ait bilebilirdi ki?

Fırtınanın içine doğmak, onunla büyüyüp onu da kendinle büyütmek kolay değildi. Kendini büyütmek isterken kopan fırtınalara sessiz kalamazdın. Bir sakinlik yanından teğet bile geçmezdi. O sözün aksine, içinde fırtınalar koparken dışında da yer yerinden oynardı. İşte tam olarak fırtınaların içine doğmak böyle bir şeydi.

Bu karmaşadan çıkmak hiç kolay değildi, zaten herkes de bu fırtınalardan sağ çıkamazdı. Ama sağ çıksa da çıkmasa da sakinlik onun için alışılmadık olurdu. Şayet sağ çıktıysa daha büyük bir fırtınanın ardından gidebilirdi. Sağ çıkamadıysa da atlatabileceği bir fırtına bulup ona kendini kaptırmak isteyebilirdi. Çevredeki her şey yıkılırken ayakta kalmanın ve o kaosun içinde yolunu bulmanın tadını bir kez alan biri, bir daha asla düz bir yolda dümdüz yürüyemezdi.

Fırtınaları aşıp gelenin üzerinde sakinlik eğreti dururdu; ruhunu nefessiz bırakacak kadar sıkıcı bir histen ibaret olurdu.

Sakinlik onu tamamlamazdı. 

Kendini fırtınalara teslim edeni o sakinlik boğardı. 

Çünkü fırtınanın çocukları bilirdi ki ne fırtınadan gidebilirlerdi ne de o fırtınanın bittiği bir sakinlikte bütünüyle var olabilirlerdi. Sakinlik, onların sonuydu. Fırtına ise bir türlü durulmayan, yaşamayı bildikleri tek hayat…