Lavinya Dergisi

SOLUKLANMAK
Sudenur SERTBAŞ

Arafın ta kendisi olmuş, şairlikle yazarlık arasında kalmış biriyim. Zihnimden düşüp kalemimin ucuna gelen her bir kelimeyi esaretten kurtarıyor, yolunu bulmaları için özgür bırakıyorum. Şimdi Lavinya Dergisindeyim. Bazı kelimelerimin yolunun buradan geçmesini istiyorum. Şiirden bir şair düşüyor, arafta yolunu bulmaya çalışıyor.

Günlük dertlerin hezeyanını asırlık taşımaya yemin etmiş bir ruhun çekeceği türden bir ızdırabı kendime yüklerken diğer günlerde olduğu gibi yine bir yerlere yetişmeye çalışıyordum.

Kendimi bildim bileli hayatın ortasına bir telaşın içine doğmuş gibiydim. Koşmaya, çabalamaya, bir şeyleri yakalamaya mecbur bırakılmıştım sanki. Zamanla buna öyle alışmıştım ki bu telaş benim üzerime sinmiş, ben de onunla bir bütün olmuştum.

Geride bırakamadığım hisler cehenneminde bu yüzden arada bir de olsa soluklanamıyordum.

Hayır, ben hiç soluklanamıyordum.

Kastım ciğerlerime hava çekmek değildi, soluklanabilmek bundan fazlasıydı.

Bir yere yetişme çabası olmadan yaşamak, telaşlanmadan nefes almaktı.

Her gün yüzüne çarpan rüzgarın uğuldamasını fark etmek, bir anlık her şeyin durmasına izin verip kendine kulak vermekti.

Ben kendime izin veremiyordum. Yarattığım bir durumun hem suçlusu hem mağduruydum. Sorun bende saklıydı. Saklı olanlar geride kaldıkça bir döngüye kapılıyor, dönüp duruyordum. Koşuyor, yoruluyordum. Ama asla bu döngüden çıkamıyordum.  Bu yazıyı yazmama neden olan ise döngüden kaçtığımı hissetmem olmuştu.

Bugün yetişmeye çalıştığım, çalışsam da yetişemediğim bir çabanın içine girdiğimde boşa kürek çektiğimi anlayıp rast geldiğim bir ağacın gölgesine kendimi atmıştım. Yaslandığım ağacın gövdesi bana dayanak olmuş, hoşnut olmuştum. Yetişemediğimi görünce verdiğim çabalar ve telaşlar zihnimden silinmiş, huzura ermiştim. Bir ağacın gölgesinde ve gövdesinde bulduğum huzuru gittiğim yer bana vermeyecekti. Çünkü burada koşmam gerekmiyordu. Burada kimse bir şey beklemiyordu. Sadece ben ve rüzgar…

Yaprakların arasından kendine bir yol çizip tenime ulaşan rüzgar beni es geçmeden etkisini bırakıyordu.

Fark ettirmek için değil, benim girdiğim çabalara girmeden, telaşsızca, olduğu gibi.

Rüzgar hep böyle mi eserdi?

Yoksa ben mi onu hissedemezdim?

Soluklanıyordum. Ardıma aldığım bir ağaç, ağacın ardından gelen küçük esintiler, o esintilerin verdiği huzur ile.

Şimdi daha iyi anlıyordum. İnsan her şeye yetişmeye çalışırken kendine geç kalıyordu. Çabalarının arasında kayboluyordu. Ben de kaybolmuştum, günlük dertlerimin arasında bazen boşa çabaların telaşında soluklanmayı unutmuştum.  İnsan kendi sesini bir telaşın içinde kaybetmemeliydi. Çünkü kaybettiğinde kim olduğunu da kaybediyordu.

Bunu bilsem de o boşa çıkan çabaların karmaşasında nefes almayı unutuyordum. İlk cümlede bahsettiğim yük ağırlaştıkça yetişmeye çalıştığım her şeyden daha da uzaklaşıyor, kendi telaşımın içinde kayboluyordum. Çabaladıkça bir kere daha fark ediyordum ki:
her çaba boşuna değildi.

Ama insan her yere de yetişemezdi.