Lavinya Dergisi
ÖTEKİ
Arafın ta kendisi olmuş, şairlikle yazarlık arasında kalmış biriyim. Zihnimden düşüp kalemimin ucuna gelen her bir kelimeyi esaretten kurtarıyor, yolunu bulmaları için özgür bırakıyorum. Şimdi Lavinya Dergisindeyim. Bazı kelimelerimin yolunun buradan geçmesini istiyorum. Şiirden bir şair düşüyor, arafta yolunu bulmaya çalışıyor.
“Herkesin aynı olduğu ortamda öteki biz oluruz.”
Girdiğim bir dersin hocasından duyduğum bu söz, düşündüğümden çok daha derin bir etki bırakmıştı bende. Öyle ki dersin geri kalanını dinleyemeyecek kadar zihnimi meşgul etmişti. Hoca anlatmaya devam ediyordu ama benim zihnimde yalnızca o cümle dolaşıyordu. Sanki her kelime tek tek yankılanıyor, tekrar tekrar anlamını sorgulamama neden oluyordu.
“Herkes.”
“Aynı.”
“Ortam.”
“Öteki.”
“Ben.”
Bu kelimeler dersten sonra bile zihnimde yerli yerindeydi. O günlerden sonraki günlerde de değişen pek bir şey olmayınca üzerine yazmam gerektiğini düşündüm.
Bazen karşımızdakinin belki de hiç önem vermeden savurduğu birkaç parça sözcük bizi gecelerce düşünmeye götürüyordu. Artık düşünmenin de yetmediği zaman diliminde yazıya dökmek gerekiyordu. Ben de tam olarak bir kez daha bu satırlarda ve karşınızdayım.
Bir kez daha kalemi elime alıyorum.
Ötekinin kim olduğunu bilmiyorum. Öteki kim, diye sorduğumda bir cevap kesinlikle bulamıyorum. Belki de herkesin aynısı olduğu bir ortama katılmadığım ya da ötekini sorgulamadığım içindir. Belki de bütün bunların tam aksine öteki zaten ben olduğum için fark edemiyorumdur.
Maalesef ki insanın kendisine ayna tutması kolay değildir. Başkalarını görmek mümkündür. Onların davranışlarını, renklerini, seslerini okumak da ayırt etmek de mümkündür. Fakat sıra kendimize geldiğinde durum biraz zorlaşır.
Çünkü insan hem kendinin tanığı hem de saklayıcısıdır. Bu yüzden bazen kendimizi en son biz anlarız. Bazen de hiç anlamayız.
İşin aslı hiçbir zaman farklı olmak gibi bir amacım olmadı.
Hiçbir zaman “öteki” olmak için çaba göstermedim. En basit haliyle yazmam gerekirse yalnızca olduğum gibi olmak istedim. Kendimi diğer insanlardan farklı biri olarak görmedim. Hatta çoğu zaman diğerlerinden pek de farkım olmadığını düşündüm.
Diğerlerinden farkı olmayan bir öğrenciyim.
Belki de diğerlerinden farkı olmayan bir yazarım. Bu arada gerçekten bir yazar olup olmadığımı bilmiyorum.
Yazmak, insanın satırlarda kendini bir yere yerleştirmeye çalışması gibi geliyor bana. Bir düşünceyi, bir hissi kelimelerin arasına bırakmak. Cevap bulmak için değil, sadece onlara yol gösterip biraz daha soluklanabilmek için.
Belki de yazarlar da biraz ötekidir.
Çünkü yazmak insanın iç dünyasına yaptığı bir yolculuktur ve insan kendi iç dünyasına baktığında başkalarının görmediği şeylerle karşılaşır. Başkalarına bir çöp kadar önemsiz gelen tek bir an, tek bir kelime ya da sıradan bir anda söylenilen duvarlara çarpıp anlamını yitirmesi beklenen bir cümle ona çok derin bir anlam bırakabilir.
“Herkesin aynı olduğu ortamda öteki biz oluruz” sözü de benim için böyle bir cümle oldu. Kalanları serbest bırakıp bu 7 kelimenin üzerinde düşünmeye geri dönüyorum.
Aynı olmak kulağa kötü gelmez. Hatta bazen insan dikkat çekmeyerek güvende kalmak ister. Alışıldık hislerin kendini sarmasının mutluluğunu duyar. Kalabalıklar arasında fark edilmez. Çünkü kimse için öteki değildir, herkes için sıradandır.
Öteki olansa her zaman daha görünür olur, dikkat üzerindedir. Bazen anlaşılmaz, bazen eleştirilir ama yine de daima fark edilir. Ve öteki olmak bazen yalnızlıktır. Ama bazen de insanın kendine en yakın olduğu yerdir.
Çünkü insan kendini en çok kalabalığın dışında kaldığında tanır, “öteki” olduğunda bir farkındalıkla kuşatılır. Başkalarıyla aynı olmadığını fark ettiği anlarda düşüncelerini daha net duymaya başlar.
Konu bana gelirse belki öteki değilimdir. Belki de aynı olan çoğunluğun içerisindeyimdir. Kendimi başka bir insanın gözünden göremem. İnsanın kendi hikayesinin dışına çıkması da pek mümkün görünmüyor. Bu yüzden yeniden tekrar ediyorum ki gerçekten öteki olup olmadığımı bilmem imkansız gibi.
Ama düşündükçe aklıma başka bir ihtimal geliyor. Belki de öteki olmak benim ve bazı insanların sandığı gibi büyük bir farklılık değildir. Belki öteki olmak, kalabalığın içinde insanın kendisi kalabilmesidir. Herkes aynı olmaya alıştığında, insanın kendi sesini kaybetmemesidir.
Kalabalıklar insanları birbirine benzetir, içine çeker. Böyle bir yerde insanın kendi sesini koruması, kendi düşüncelerine tutunması çok değerlidir.
Şimdi dönüp o cümleyi yeniden okuyorum:
“Herkesin aynı olduğu bir ortamda, öteki biz oluruz.”
Üzerine defalarca düşündüğüm bu cümleden yazının başında çıkardığım anlama ek olarak bir anlam daha çıkarıyorum.
Herkes aynı olmaya başladığında, kendisi kalabilen insan zaten ötekidir.
