Lavinya Dergisi

THE REAL THING
Cansu TÜRKMEN

‘‘Başkalarının gözleri hapishanelerimiz; düşünceleri ise kafeslerimizdir.’’ -Virginia Woolf

Tom Stoppard’ın kaleme aldığı The Real Thing (Türkçe adıyla Gerçek Şey), okuru ve izleyiciyi aşk, sadakat, sanat ayrıca gerçeklik kavramları üzerine derinlemesine düşünmeye yönelten önemli bir modern tiyatro eseridir. İlk kez 1982 yılında sahnelenen bu oyun, insan ilişkilerindeki duyguların ne kadar gerçek ve samimi olduğunu sorgulamamıza yardımcı olmaktadır.

 Öncelikle, oyunun en dikkat çekici özelliklerinden biri, oyun içinde oyun tekniğinin ustaca kullanılmasıdır.

Seyirci veya okuyucu (özellikle ilk bölümde/perdede) bazen sahnede izlediği olayın gerçek mi yoksa bir tiyatro oyununun parçası mı olduğunu ayırt etmekte zorlandığından ötürü neyin gerçek neyin kurgu olduğunu kavrayamadığından kesin bir kanıya varamaz ve bu teknik, Stoppard’ın gerçeklik ve kurgu arasındaki sınırlarını sorgulamasına açıkça fayda sağlar.

Kısacası bir yönden seyirciye/okura şu soru yöneltilir: Gerçek aşk nedir ve insanlar bunu nasıl anlayabilir? Her görülen, okunulan veya izlenilen şey kesin doğru mudur? Duyularımız yanılamaz mı, duygularımızın yanıldığı kadar? Oyunun merkezine gelecek olursak, yine bir oyun yazarı olan ana karakterimiz Henry bulunur ve tüm olay örgüsü onun etrafında gelişir.

Henry başlangıçta aslında Charlotte ile evlidir, dışarıdan bakıldığında düzenli ve sorunsuz görünen bir evlilikleri de vardır ancak zamanla Henry, Annie ile duygusal bir yakınlık kurmaya başlar.

Bu karmaşık ilişkiler ağı oyunda net bir şekilde yani filtresiz yansıtılarak, Tom Stoppard’ın aşkın doğasını, varlığını ve gerçekliğini sorgulaması için bir zemin oluşturup karakterlerin yaşadıkları ilişkilerde sevginin ne olduğunu, sadakatin sınırlarını ve insanların duygularının ne kadar kalıcı veya geçici olduğunu anlamaya ayrıca bizlere de sorgulatmaya başlar. Bu yönüyle, yalnızca bir ilişki hikâyesi anlatmakla kalmaz, aynı zamanda insan duygularının karmaşıklığını da derinlemesine ele alır.

Bahsedilenler bir kenara dursun; bu eser, sanat ve politika arasındaki ilişkiyi tartarak farklı bir nabız ölçmektedir. Örneğin, karakterimiz Annie, politik görüşleri olan bir yazarın metnini savunurken Henry sanatın politik propaganda için kullanılmasına karşı çıkar. Ona göre iyi yazı; dürüst, samimi ve estetik açıdan güçlü olmalıdır.

Bu tartışma sayesinde akıllara şu soru gelir: Sanat, sanat için midir? Yoksa toplum için mi?

Aslında Tom Stoppard’ın eserinde politika içeren, tartışmalı ve gerçekliğe dayanan bir konuya yer vermesinin nedeni, oyunun yazıldığı dönemde yaşanan bazı politik gelişmelerle bağlantılı olabilir. Ancak bu unsur olay örgüsünü bozacak şekilde değil, aksine karakterler arasındaki fikir ayrılıklarını ve onların dünyaya bakışlarını daha belirgin hâle getiren bir unsur olarak kullanılmıştır.

Hatta açıkçası Tom Stoppard’ın böyle politik bir tartışmayı aşk ve ilişkiler temasıyla harmanlayarak işlemesi; sanatın amacı, düşüncelerin samimiyeti ve bireylerin değerleri üzerine daha geniş bir tartışma alanı yaratılmasını sağlamış böylelikle de eserin daha derinlikli bir yapıya kavuşmasına, evrilmesine katkıda bulunmaktadır.

Oyun boyunca The Real Thing, daha önce de değinildiği üzere, ilişkilerin ne kadar karmaşık ve çok katmanlı olabileceğini gösterir. Dışarıdan iyi veya kusursuz görünen insan ilişkilerinin aslında her zaman öyle olmayabileceğini; gördüklerimizin bizi yanıltabileceğini ve duyduğumuz her şeyin gerçek olmayabileceğini hatırlatır.

Zaman zaman karakterlerin duygularını açık ve anlaşılır bir şekilde ifade edememeleri, onların birbirlerini anlamakta zorlanmalarına neden olur. Bu durum ise insan ilişkilerinin ne kadar kırılgan olabileceğini açıkça ortaya koyar.

İşin sonunda, anlatılan ve gösterilen yalnızca bir aşk hikayesi değildir, okuduğunuz her satır veya izlediğimiz bu oyun aslında gerçekliği deşer; bizlere de insan ilişkilerinin (ilişkilerimizin) gerçekliğini sorgulamak kalır...