Lavinya Dergisi
BÜYÜMEK
Arafın ta kendisi olmuş, şairlikle yazarlık arasında kalmış biriyim. Zihnimden düşüp kalemimin ucuna gelen her bir kelimeyi esaretten kurtarıyor, yolunu bulmaları için özgür bırakıyorum. Şimdi Lavinya Dergisindeyim. Bazı kelimelerimin yolunun buradan geçmesini istiyorum. Şiirden bir şair düşüyor, arafta yolunu bulmaya çalışıyor.
Küçük bir kız çocuğuyken büyümek için can atardım. Etrafımdaki yetişkinlerde, çocuksu merakımla hayranlık beslediğim özellikler olurdu. Oyun arkadaşım olan mahalledeki ablalar ve abiler, gözlerimdeki ışığın parlama sebebi olan inanılmaz havalı bulduğum anne ve babam, yaş almasına rağmen koca bir çınar gibi hâlâ sapasağlam olan dedem ve diğer yaşlı insanlar... Hepsi küçük Sude için büyülü insanlardı ve küçük Sude de bir an önce onlardan biri olmak isterdi.
O zamanlar, büyümenin insanın ruhunu parça parça söktüğünü göremeyen küçük kız, kendi gözlerindeki parıltıların büyük insanlarda olmadığını fark etmiyordu. Özendiği büyüklerin gözlerinde yorgunluklarını taşıdığını, sesi olmayan duyguları fısıldadıklarını bilmiyordu. Hayatın diğer insanların parıltılarını yavaşça sömürüp üzerlerine ağır ağır gölge düşürdüğünü anlayacak yaşta değildi.
Henüz ruhunun, büyümenin kavurucu sıcağında nasıl bir yangın yerine döneceğini, her alınan yaşın kendisinden bir şeyler götüreceğini anlayamazdı. Bu yüzden küçük kız, o yangına kapılmadan önce doyasıya çocukluğunu yaşamalıydı. Çünkü büyümek zaten yeterince acı verici olacaktı. Çünkü bir farkındalık ruhunu bükmeden, kalbin acıya dair emarelerden haberdar olmadan ve göz bebeklerinin parıltılarını kaybetmeden büyünmezdi.
Büyümek; yavaş yavaş eksilmek, o çok sevdiğin masalları bir kenara bırakıp hayatın hikayesini okumaya başlamaktı. Saf duyguların renkli dünyasının yerini mantığın ve sorumluluğun gri tonlarına bırakmasıydı.
Yine de en acı olan neydi biliyor musunuz? Çocukken özenilen devlerin dünyasına artık dahil olunduğunda, dışarıdan güçlü görünen o suretlerin aslında içeride nasıl bir yangınla mücadele ettiğini görmekti. Büyümek, hayran olduğun o devlerin aslında kendi yangınlarında küle dönmemek için mücadele veren insanlar olduğunu anlamaktı.
Küçük Sude büyümüştü ve anlamıştı. Çocukken “Keşke büyüsem,” diyorken şimdi bazı anlarda “Keşke çocuk olsam,” diyordu. Büyümek, kaybetmekti ve büyümek aynı zamanda görmekti. Saf duygularını kaybetmekti. Özendiğin insanlara dönüştüğünde içerisinin yangın yeri olduğunu görmekti.
