Lavinya Dergisi
KOZA
“Istıraptan belin büküldüğünde, dünyanın üzerine ebedi bir gece çöksün istediğinde, yağmurun ardından ışıldayan yeşilliği düşün, düşün bir çocuğun uykudan uyanışını.”
Çocukların sanılanın aksine geniş ve derin dünyaları, o dünyaların da kendi aydınlatmaları olur. Her duyguya açık bir fener gibi hayata ışık tutarlar. Onların cep aynaları yalnızca gözlerini görür. Orada neyi, nasıl görürlerse dünyalarında ona can verirler. Hafızaları uydularıdır ve sanılandan çok şeyi raflar dolabına kaldırırlar. Bir çocuğa asla göremeyeceği fakat iyi bir çocuk olursa ne isterse dileyebileceği bir varlığı açıklarsanız, ya bir elma şekeri ya da tüylü bir takunya dilemesini beklersiniz, değil mi? Boyunu aşan dertler için bir merdiven değil; keşfettiklerinden daha harika bir çiçek hiç değil. Bunu yapabilirler, çünkü zihinleri çevrelerine uzun surlar inşa etmez; hiçbiri hayal kurarken tedirgin değildir. İnsanlarda da daha az kırılgan, daha az endişeli bu tavrı özlüyoruz.
Kibrimiz öyle büyüktür ki hiç çocuk olmamışız gibi yaş alırız. Bizler onların hayal gücünün çalışma şeklini yeterince anlamadığımız gibi, neredeyse hiç takdir de etmeyiz. Sığ suların emniyetine ihtiyaç duyan yetişkinler, bunu hep çocuklar için yaptığını söyler; oysa kendileri yüzmek için fazla katıdır. Şu hayatta kaçırdığımız şeyin kendi içimizdeki güzellik olmaması için dönüp o çocukların yüzlerine bakmalıyız. Kozasını unutan bir kelebeğin kanat çırpışını yine o koza hayal etmemiş midir? Neden uçmak yerine her geçen gün içimiz biraz daha boş, omuzlarımız biraz daha ağır bir hâlde olduğumuz yere gömülürüz? Bir yerde olmak değil; gördüğün, duyduğun, hatta gözlerini kapadığında hissettiğin her yerin ve her şeyin içinde var olmak asıl meseledir.
Belki de biz dünyalarımızın aydınlatmalarını kaybettik, uydularımızı bir süreliğine unuttuk. Bakış açımız körelmiş olabilir ama yok olmamıştır. Dünya, fesleğenin elde bıraktığı o kokudan ibaretmiş gibi görünse de, o koku hâlâ bir yerdedir. Uzun zaman yürüdük kendi içimizde; dışarıda attığımız her adımın iki misli. Daha aydın, daha coşkun olmayı beklerken içten içe eksilmemeliyiz. Çünkü ruh dünyevi değildir ve ne kadar bastırılsa da, bizi yeniden ışığa taşıyacak yolu hatırlayacaktır.
