Lavinya Dergisi

GECENİN SIZLAYAN YANI
Sudenur SERTBAŞ

Arafın ta kendisi olmuş, şairlikle yazarlık arasında kalmış biriyim. Zihnimden düşüp kalemimin ucuna gelen her bir kelimeyi esaretten kurtarıyor, yolunu bulmaları için özgür bırakıyorum. Şimdi Lavinya Dergisindeyim. Bazı kelimelerimin yolunun buradan geçmesini istiyorum. Şiirden bir şair düşüyor, arafta yolunu bulmaya çalışıyor.

Göğsümün sol tarafını dürten bir sızının varlığını hissetmemle kendimi uykunun kollarından zorla çekip almıştım. Gecenin bir vakti delicesine sızlayan his ruhumu esir etmişti.

Fiziksel değildi, daha da derine işliyordu.

Sanki bu his yarı ölüm halini gerçeğine tamamlamak için oradaydı. Elimi göğüs kafesimin üzerine bastırırken sert atışlar kulağımda ardı ardına yankılanıyordu. Huzursuzluk parmaklarımın altındaydı.

Uykunun dahi etki edemediği hangi düşüncenin göz kapaklarımı açılmaya zorladığını gayet iyi biliyordum. Varoluşumla bu kadar tanıdık olması bir kaçışı imkânsız kılıyordu.

Gecenin karanlığı dünyanın kötülüğüyle birleşip bir yerleri yıkmak istiyordu. Bir kavgaya tutuşmadan yeni bir karanlıkta galibiyetlerini kutlayacaklardı. Hiç olmayan bir savaşın getirdiği galibiyet her şeyi yıkacaktı. Karanlık kötülükle yarışmıyordu bile. Zaten onu çoktan alaşağı etmişti. İnsanoğlunun kötülüğü, karanlığın sınırını aşalı bir asır olmuştu. Galibiyetini bir kenarda sabırla kazanmıştı.

Gün ışığı tek başına ayakta kalmaya çalışırken gece yarısının kararlı karanlığı içinde bir parça dahi olsa merhamet bulunduran her insanın kalbini sızlatıyordu. O insanlardan biriydim. Kötülükle savaşamıyordum. Karanlığa bulaşmamak için kötülükten uzak duruyordum. Savaşırsam ona ait olurum diye ödüm kopuyordu. Ruhum bir prangaya esirdi, daha büyük bir pranganın altında çürümemek için.

Hangisi daha kötüydü?

Savaşmaktan korkmak mı, bir tarafa ait olmamak için savaşmamak mı? Yoksa gecenin bir vakti bir sızıyla uyandırılmak mı?

Dünya kötülüğe ait olmasaydı, karanlık her doğan gece kötülüğü biraz daha büyütmeseydi, insanın kötülüğünün bir haddi olsaydı belki de hiçbiri önemli olmazdı. Ama şimdi tam olarak böyle olmak zorundaydı. 

Çünkü bir yerlerde çocuklar zarar görüyorsa, masumlar eziyet çekiyorsa, barışın sessizliğini değil de kanın kokusunu duyuyorsak ve dünyanın tarif edilemez nice acının ekseninde dönmesine alışmışsak tam olarak böyle olmak zorundaydı.

Bu kötülük dinmediği sürece bazı insanların sol tarafında hep bir yerler sızlayacaktı.