Lavinya Dergisi

AKIŞKAN
Ceyda KAHRAMAN

“Istıraptan belin büküldüğünde, dünyanın üzerine ebedi bir gece çöksün istediğinde, yağmurun ardından ışıldayan yeşilliği düşün, düşün bir çocuğun uykudan uyanışını.”

    İlerlediğini düşündüğünde yol ayaklarının altında nasıl geriye akar. Her zaman orada unuttuğun bir şey var mıdır? Bence yol daima onu hatırlar ve tıpkı bir plak gibi başa döndürür seni. Mühim olanı göremezsin bazen, bilmiyorsun ki insan akışkandır. Nereden geldiğini, nerelerden geçtiğini, kimi duymadığını, neyi gördüğünü ve görmediğini akıp giderken fark etmezsin. Ama yolun hafızası hepsini kasetler çünkü sana hatırlatmaya kuruludur. İçindeki o bilmediğin boşluk için filmi başlatır.

     Çoğu zaman baş aşağı asılı uyursun. Yarasalar bunu korunmak ve güvende olmak için yaparmış. Yırtıcı olan kendi düşüncelerin olduğunda güvende hissedebileceğin bir uyku için dahi gözlerini yumamazsın. Karanlık göğe değil de içine çöktüğünde hiçbir ışık parçası ufka vurmayacakmış gibi hissettirir. Sanki bir daha o örümcek ağını öyle harıl harıl örmeyecek, balık poşetinden hiç denizyıldızı çıkmayacak, karşı komşunun ezan çiçeğini hayretle izlemeyeceksin, hiçbir rüzgar toprak kokusunu yanına katıp yükselmeyecek havaya, emek ve sevgi ile büyüttüğün ağacın asla limon vermeyecek, çekirge sesi uykunu getirmeyecek  artık çünkü onlar aydınlıktı bu zifiri. Tek bildiğin tüm bu karanlığın kalbinde başlayıp kafanda bittiğidir. Elbette bazı gerçekler kafandaki bazı düğümlerin çözümüdür ve bazıların derinliğinde yaşayan ruhun bedeninden aykırı nefes alır. 

     Girdiğin, girmediğin tüm bu yol ve karanlıklar seni canlı hissettirecek her duyguna sabit birer kapı koyar. Vardığın ve varamadığın yolların inanılmazlığına duyduğun hayret, bir an için nihai maviye bular her yeri. Düşlerin o düştüğü suda demlenir, zihnin zaten içinde seyirlik. Suyu bulandıracak her damla kıymetli, hepsi sen, hepsi elzem.