Lavinya Dergisi
DÖNÜŞÜM HAYAL MİDİR?
Dönüşümün sahiciliğini kavramaya çalıştığım bir süreçti. Zamanı durdurmayı başarabilseydim, böyle bir durum var olabilseydi, hazır zamanda durmuşken, benliğimin daha çok farkına mı varabilecektim? Yoksa her zamanki o kendi küçük penceremden mi bakacaktım dünyama? Sahi dönüşüm neydi? İnsan ne için dönüşmek isterdi ki? Neye benzerdi? Neyi beklerdi?
Sorgu, insanı kemiren bir düşünce. Binbir türlü benzetmeyle kendinizi sorgulayabilirsiniz. Zor olan o sorgu biçimlerinden size uygun olanını seçip, üzerinize geçirebilmek. Yani dönüşmek.
Yol meşakkatliydi. Doğduğunuz andan itibaren giymiş olduğunuz, kendinizi sorguladığınız o bireyselliğinizi sıfırlayabilmek mümkün müydü? Çok zor da olsa ihtimaller dahilindeydi.
Üşüten bir yaz akşamıydı, balkonda eskiden kalma bir defterim, tükenmez kalemim ve ben... Sokak lambasına doğru kayan gözlerim, rüzgârın sesiyle uğuldayan ve sese karışan yaprak hışırtıları, sadece izliyorum... Ne yazacağım? Nereden başlayacağım kendime dönmeye? Bilmiyorum. Aklıma eseni, zihnime düşeni yarım yamalak da olsa karalıyorum deftere. Aslında orada başladığımı bilmiyorum.
İnsan dönmek isterse içine, değiştirmek isterse kendisini, kağıt kalem göğü, tabiatı, sesi yeterdi...
İçimizden dışımıza çıkabilmenin birinci kuralının saçmada olsa yazmak olduğunu o akşam anladım. Yazdıkça benliğin çıkacak ortaya, ve daha kolay değiştirebileceksin kendindeki sen'i...
Ardından şu soruyu sordum kendime; Dönüşüm, hakikaten hayal midir?
