Lavinya Dergisi

DUYGUSAL EMEĞİN TAHRİBATI
Kevser GÜNEŞ

“Hepimiz, birbirimizden farklı olma ve aynı olma düalizmini taşıyoruz içimizde.”

  Yaşamımızın büyük bir kısmını geçirdiğimiz ev, okul, iş yeri gibi alanlarda günlerimizi roller üzerinden sürdürüyoruz. Bu süreçte kullandığımız roller kimi zaman zoraki taklitler kimi zaman ise bizi konfor alanımızda güvende tutan alıştığımız bir sahnede, sergilediğimiz ezbere dayalı karografiler gibidirler. 

   Yaşam alanlarımızda doğaçlama yapmamızın istenmesi bize büyük bir tehdit gibi gelebilmektedir. Günümüzün büyük bir çoğunluğunu geçirdiğimiz iş yerlerinde beklenilen davranışları, sergilemek istenilen mimik ve hareketleri gerçekleştirmek, “güler yüz bizim için çok önemlidir”, gibi en çok duyduğumuz işe alım kriterlerinden biri olan bu cümle bile bizden beklenilen bu rollerin içinde duygu durumumuz üzerinde kurulmak istenen egemenliği büyük bir nebze açık etmektedir.

   Hochschild'in (1983:7) duygusal emek kavramını  insanların çalışma hayatında ya da sosyal ortamlarda kendilerinden beklenen şeylere bağlı olarak duygularını kontrol etmeleri, gizlemeleri ya da göstermelerini içerdiği bir kavram olarak belirtebiliriz. Duygusal emek kavramı; bireyin çalışma süreci içersinde duygu durumu, iş yerinin belirlediği kurallar doğrultusunda düzenlemesi ve çevresine ise  görünmez bir kurallar listesine uygun bir biçimde sergilemesi olarak tanımlayabiliriz. Bu tanımlama özellikle insan ilişkilerinin yoğun olduğu mesleklerde kendini daha görünür hale getirir. Çalışan kişi yalnızca bedensel ya da zihinsel bir iş üretmez; aynı zamanda gülümseme sakinlik, sabır, empati gibi duyguları da işinin bir parçası olarak gündelik hayatının bir sorumluluğu haline getirir. Böylece duygular, kişisel bir alan olmaktan çıkarak çalışma yaşamının denetlenebilir ve yönlendirilebilir bir unsuru haline gelir. 

  Duygusal emeğin en belirgin özelliği bireyin hissettiği duygular ile göstermesi beklenilen duygular arasındaki farklılıktır. Birey bu farklılığın bilincindedir. Duygular üzerinde kurulan bu yönlendirme, kişilerin duygularını bastırması sonucu onları bunalıma sokabilmektedir. Ayrıca bu emeğin maddi olarak çoğunlukla karşılık bulamaması çalışanları derin bir mutsuzluğa itmektedir. Kısacası iş ortamında yalnızca davranışların değil, hissedilmesi ve gösterilmesi beklenen duyguların da düzenlendiği görülmektedir. Bu durum Goffman’ın “Toplumsal etkileşimlerde birey, başkalarının beklentilerine uygun bir yüz sergiler” ifadesi ile özetlenebilir. 

   Toplumsal etkileşimler sırasında birey, içinde bulunduğu role ve başkalarının beklentilerine uygun bir yüz sergiler; bu durum duyguların belirlli normlara göre biçimlenmesine yol açar. Bireyin toplumsal konumuyla bağlantılı olarak mesleki rolü bireyin duygularının şekillenmesinde önemli bir rol oynar. Pierre Bourdieu’nun “Toplumsal konum, bireyin ne hissettiğini ve nasıl hissettiğini şekillendirir.” ifadesiyle özetleyebiliriz. Sonuç olarak duygusal emek, modern çalışma hayatında çarpıcı bir kavram olarak öne çıkmış, duygular emek sürecinin önemli bir parçası haline gelmiştir.