Lavinya Dergisi

ÖLÜMÜN KOKUSU
Özge GÜLLÜOĞLU

Kendini gerçekleştirm yolunda, Kendini ve dünyayı keşfetmeye çalışan azimli ve narin bir yolcu.

Ülkemin her köşesinden kokular yükseliyor, ölümün kokusu. Her yerde sürekli insanlar ölüyor, sanki Azrail ile özel bir anlaşma yapmışlar gibi. Askerler bir bir ya da bazen onar onar şehit düşüyor; kadınlar bir sokağın köşesinde katlediliyor; madenciler onlarca metreler altında can veriyor, işçiler güvenli olmayan koşullarda çalışırken hayatlarını kaybediyor, bazı insanlar açlıktan ölüyor; bazı fakir ve hasta insanların ilaç alacak parası olmadığı için yaşamları son buluyor, bazı insanlar yaşadıkları acıya veya adaletsizliğe dayanamayıp intihar ederek hayatlarından vazgeçiyor, kimilerinin haksızlıkları protesto etmek için açlık grevi yapıp vücutları iflas ediyor, onlarca yüzlerce masum insan terör saldırılarında yitip gidiyor, bir sürü insan trafik canavarları yüzünden ruhlarını teslim ediyor, binlerce mülteci mutluluğa ve huzura gitmeye çalışırken canlarından oluyor. Ölümü anlatan ne kadar çok kelime var dilimizde. Bu kadar çok kelime var mı yaşam için kullanılan? İçimize mi işlemiş ölüm? Çok mu kanıksadık yoksa? Nasılsa çokuz diyerek mi umursamıyoruz? Canımız bu kadar mı ucuz bu ülkede? Duymuyor musunuz kokuları? Nasıl yaşıyorsunuz bununla? Her güzel şey ölüyor. Bitmeyecek mi geçmeyecek mi bu pis kokular? Gelmeyecek mi güzel günler? Ben insanların yaşlanarak öldüğü bir ülkede yaşamak istiyorum.
Peki ya ölmeyip geride kalan ve yakınlarını sevdiklerini kaybetmiş insanlara ne oluyor? Sessiz çığlıkları yükseliyor ve bütün gökyüzünü kaplıyor.
SESSİZ ÇIĞLIKLAR
Ülkemin her köşesinden sessiz çığlıklar yükseliyor, acının sessiz çığlıkları. Her yerde her an acı çekiyor insanlar. Kadınlar şiddet görüyor, istismar ediliyor, aşağılanıyor, hor görülüyor, kısıtlanıyor, potansiyellerini gerçekleştirilmesine izin verilmiyor. Çocuklar şiddet görüyor, zorla çalıştırılıyor, istismar ediliyor, aşağılanıyor, hor görülüyor, potansiyellerini gerçekleştirilmesine izin verilmiyor, okula gönderilmiyor, erken yaşta evlendiriliyor. Hayvanlara işkence ediliyor, aç bırakılıyor, istismar ediliyor, dövülüyor. Doğa mahvediliyor, kirletiliyor, geri dönüşü olmayan zararlar veriliyor. Ebeveynler evlerine eli boş gidiyor, çocuklarını yeterince doyuramıyor, suçluluk duygusu ve üzüntüyle cebelleşiyor. İşten çıkarılanlar ailelerine nasıl bakacaklarını ve borçlarını nasıl ödeyeceğini düşünüp kahroluyor. Evlatlarını kaybetmiş insanlar hayatlarını acı içinde geçiriyor. Kulaklarımı kapatsam da bu sessiz çığlıkları duymamak imkansız. İnsanı delirtecek kadar çoklar ve bitmek bilmiyorlar. Bu çığlıkları tek duymayanlar vicdanının sesini duyamayanlar. Durun artık, duyun artık! Bitsin bu acılar!