Lavinya Dergisi

İSTİKAMET GELECEK
Yasemin YILMAZ

"Kalıyoruz... Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz."

Zamanın geçişini irdeleyip duran bir insan oldum hep. Geçmiş ile şimdiki zaman arasında bir köprü oluşturup o köprüden neleri yanımda taşıdığımı anlattım kendime. Bazı zamanlar taşıdıklarım hiç hoşuma gitmemişti aslında. Keşkeler de vardı içinde çünkü belkiler, nedenler ve niçinler de. Ama hepsinin ortak bir özelliği vardı. Ben vardım içinde. Bir hayli doldurmuştum heybemi. Dostum da vardı o heybenin içinde, dost zannettiklerim de. Sevdiklerim de vardı, sevmediklerim ve sevmekten vazgeçtiklerim de. Tanıdıklarım, tanıdım zannettiklerim, hiç tanımaya yeltenmediklerim de. Acılarım, tatlı anılarım, gözyaşlarım, tebessümlerim, etrafa karışan kahkahalarım, gidişlerim, gelişlerim ama en çok da kat ettiğim onlarca yolum vardı benim. Düşündükçe bir insan, nasıl bir heybeyi bu denli doldurabilir, hadi doldurdu nasıl kendi ile taşıyabilir diyor. Ama taşıyor, yaşayabilmişse onlarca ânı, yaşayabildiği gibi taşıyabiliyor da. İstikamet gelecek! diyerek çıkılan bir yol varsa yaşanan hiçbir şeyin ağır yükü alıkoyamıyor seni. Hükmü kalmıyor adeta hiçbir şeyin. Yük diye dert edinmek yerine ders edinmek gerekiyor mesela. Biliyorsun çünkü, gittiğin yollar gideceğin yolların başlangıcı. Başlayacağın yollarsa gittiğin yolların ötesinde. Ufak bir nüans işte burası. Bir bitiş yeni bir başlangıç sunuyor sana ve diyor ki 'hadi al heybeni ve benimle yeniden başla'. Yeniden başlamak... Baktığında ne denli korkutucu öyle değil mi? Zaten bir yerden başlamıştım, bu başlangıç da neyin nesi? diye sormadan edemiyor insan. Ee zaman bu illaki vardı yine bildiği. Hem bir başlangıcı sona götürüyor hem de bir sonu yeni bir başlangıca taşıyordu. Kaldırmaya gücünün yetmediği taşları oynatıyordu işte yerinden. Sen dayanamam dedikçe yüklüyordu sırtına bunu ve "al bunu ister yük gör taşı, ister hoş gör taşı". İstediğin şekilde gör bir şekilde taşıyacaktın işte. Ve en ılımlı iklimlerden en soğuk iklimlere geçiş yapar gibi etkilense de bedenin hatta bir kuş gibi titresen de başlayacaktın yeniden. Başlangıçlar onları orada bırakman için değil, yeniden başlaman içindi çünkü. Her şeyi göze alarak, bir solukta, bir çırpıda gözünü karartıp o adımı atacaktın yeniden. İşte hayat tam o anda kum saati misali işleyecekti. Bir ciltlik kitap gibi yazacaktı her adımı, adını, anını... Zaman sana yol açacak, hayat yaşadıkların kadar olan seni yazacak, sen zamanın içinde büsbütün hayata yazacak satırlar çıkaracaksın. Sonrasında bir izin olacak, anın kalacak ve dönüp "yaşadım" diyeceksin, ileriyi süzdüğündeyse gözlerin; "yaşayacağım". Gelmiştin bir kez, başlamam diyemezsin ya. Çünkü bir daha gelemezsin. Başlamaktan çekindiklerin ne getirecek onlara doğru yola çıkmadan da bilemezsin. İşte o sırada yolcusun artık. Sırtında heybesi, rotasız, önünde uzayıp giden bir yol, rastgele karşılaşılan başka yolcular... Her karşılaşma hayata bir satır, her kat edilen yol hayata bir parça. Senden, ondan, diğerinden, sonra bir diğerinden...
Başlangıç tam da buydu işte;
Bomboş geldiğin yerden koca bir heybe ile yürümek, yürümek, yürümek...