Lavinya Dergisi

BASİT BİR TAKINTILININ EN MUTLU GÜNÜ
Fidan GASIMLI

Ruhları bu kadar var olmaya programlı geçici bedenlerimiz neden kovalıyordu varlığı bu denlicesine çılgınca ?

Uçsuz bucaksız göklerin arkasında, altın rengi saçlarını savuran güneş edası ile bu sabahı açtığını düşündü. Günlerce onu düşünerek, onu hayal ederek zihnini ve hayal dünyasında onunlaydı. Kilometreler kadar uzak olduğunu biliyordu ruhlarının, fakat bu onun için geri adım atmak için herhangi bir sorun teşkil etmezdi. Kafasındaki soru işaretlerini bir kenara savurup , balkona çıkarak yeni günü hayal etti. Dün gece rüyasında yine onunlaydı, bu ütopyadan ayrılmak ona hep acı veriyordu fakat gerçeklik algısı ortadan neredeyse kalkmaktaydı. Kendisine yazık ettiğini anlayamayacak kadar gözü kördü. Saçlarını en tepeden toplarken, ona gitmeye çoktan karar vermişti. Fakat bu neredeyse 1000. denemesiydi diyebiliriz. Vazgeçmemeyi, pes etmemeyi kafaya koyan bir insanı nasıl geri döndürebilirdik ki zaten? Kendini bugüne kadar hiç olmadığı kadar özen içerisinde hazırladı. Aynada dakikalarca kendine baktı. Takıntıları ile birlikte adeta bir eleştirmen rolüne bürünüp, kendini en acımasız biçimde eleştirirdi hep. Fakat bugün öyle değildi. Bugün önemliydi. Hiç olmadığı kadar mutlu ve umutluydu. Sanırım ikincisi en önemli olanıydı. Dışarı çıktı. Güneş sanki o varmışcasına üzerindeydi. Güneşle bütünleşmek gibi hissederdi bu hissi ve güneşle bütünleşmeyi hep çok severdi. Yürüdü, yürüdü ve yürüdü. Acaba çok mu takıntılıydı? Bilirsiniz tanımadığınız biri için ne kadar duygusal anlamda ileri gidebilirdiniz ki? Ama kendisindeki duyguyu değil sevgiden, bir takıntıdan bile üstün tutmaktaydı. Sadece on dakikalık zamanı kalmıştı hayallerindeki buluşma yerlerine gelmeye. O esnada rüyasını düşündü. Ne kadar güzeldi. O da ordaydı. Birliktelerdi. Ve sonsuzluğu sonsuza dek deneyimliyordu rüyalarda. Varmıştı. Banka oturarak manzarada kaybolmayı tercih etti. Bilincinin derinliklerinde bugün de yapacağı girişimin etkili olmayacağı fikri hakimdi. Fakat bir tarafı da adeta motivasyon olsun diye tamamen karşı çıkmakdaydı. Heyecanı manasızca fazlalaşıyor, giderek midesi bulanıyor ve başı dönüyordu. Etrafdaki sesler giderek azalıyor , her yer dönüyor gibiydi. İyi hissetmiyordu. Sanki zihni onu kusmaya itiyordu da o kendisini zorla tutuyor gibiydi. Afedersiniz? .... Pardon? İyi misiniz? Hala ses yoktu. Aklını kaçırdığı hissine kapılmıştı. Sanki asla onu katı gerçeklik huzurunda göremeyeceğini düşünmüştü bugüne dek. Ama şimdi ordalardı. Aynı yerde. Aynı alanda ve aynı zamanda. Tüm bunların doğrultusunda ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Kendini hiç sıfırdan ve onunla hayal etmemenin derin hüznü vardı. Bir türlü gerçekliğe dönemiyordu. Gözlerini açtığında her şeyin yeniden bir rüya olduğunu anlayıp derin bir of çekti bu sefer. Nasıl yani, neden o zaman bu kadar derinden hissetmiş ve adeta üzülmüştü. Nasıl bu kadar yakından hissedebilirdi ki rüya bile olsa? Anlam veremiyordu. Gözlerini usulca açtığında kalabalığın içinden çok rahat seçebilmişti onu yine bu sefer. Nasıl yani? Bu rüya değil miydi? Yerdeydi, başında bir grup insan gürültüsü ve onun melodik sesi vardı.