Lavinya Dergisi

HÜZNÜN GÖLGESİNDE
Deniz SARGUT

Rüzgarı arkama aldım, emin adımlarla yürüyorum. Uçabildigim yere kadar koşacağım. Yıldızlara dokunup aya ulaşacağım.

Hüzün bir başak gibi filizlenmiş kalbimde. Tohumu yıllar önce adını bile hatırlayamadığım bir köşede atılmış. Fark etmeden günden güne büyütmüşüm onu içimde. Belki gözyaşlarımla sularken belki de güneşin yakıcı sıcağında kavururken. Ne zaman hiç bilmem. Ancak belli ki baharın gelişiyle bir derdi var. Yoksa gidişine böyle sevinir mi? Açmış kanatlarını göğe, özgürlüğünün bedelini ödüyor. Hasret onun boynunu bükemez mi? Hasat zamanında özgürlüğü onu hayatta tutmaya yeter mi? Ah, zavallı yorgun hüzünler… Hep böyle boynu bükük mü görünürler? Solmuş ruhları, bedenlerini niçin terk etmezler? Başlarını kaldırmayı akıl edemezler mi? Oysa gökten bir yardım eli uzanıp onları gözyaşlarıyla yıkadığında arınmazlar mı kederlerinden? Son bir umut çırpınmazlar mı ellerinden geldiğince? Hazan mevsimi geldiğinde akılları da başlarına gelir herhalde. Eylül… Eylül vakti dans edeceğiz seninle. Başaklar üzerlerindeki ölü toprağını atacaklar. Hüzünler yitip gidecekler ait oldukları yere. Onların ardından mutluluk tohumlarını ekeceğiz. Mutluluk gözyaşları sulayacak artık onları. Toprak ana bereketlenecek. Fırtınalar dinecek ve gök biraz sakinleyecek. Biz oturacağız bir ağacın gölgesine. Boylu boyunca uzanan başak tarlalarını izleyeceğiz. Bir ömür geçecek film şeridi halinde. Hüzünden lekelenmiş gözlerimizden görecekler gerçekleri ama hiç ses etmeyecekler. Bir fırtına gelip bizi götürecek. Anılarımızı buğday tarlalarına serpeceğiz…