Lavinya Dergisi

DUVAR
Deniz SARGUT

Rüzgarı arkama aldım, emin adımlarla yürüyorum. Uçabildigim yere kadar koşacağım. Yıldızlara dokunup aya ulaşacağım.

Tek bir kelime yeterdi eğer seni gerçekten anlamak isteseydi. Uzun cümleler kurmana gerek kalmazdı hiç. Kendini bu kadar yıpratmazdın. “Duvar olsaydı anlardı” derler ya hani aynen öyle. Onlar, insana taş duvarların şefkatini aratırlar. Sevgiden yoksun yüreklerinin gerçekleri görmeye cesareti yoktur. Onlar yalnızca bakarlar, duyarlar ama asla gerçek bir şekilde seni anlayamazlar. Çünkü hiçbir zaman seni can kulağıyla dinleyemezler. Kalpleri de olan biteni göremeyecek kadar kördür. O yüzden yıpratma hiç kendini. Olmayacak duaya avuç açma. Ne için uğraşıyorsun bu kadar? Dur da bir düşün. Camı, çerçeveyi indirdin de ne oldu? Yerine geldi mi tüm aynalar? Verilen sözler tutuldu mu hiç? Atıldı mı imzalar parçalanan kağıtlara? Yırtıldı mı tüm inancın boylu boyunca? Sahi sen niye o kadar bağırdın? Duymak isteyene bir fısıltı yetmez miydi? İlla camı çerçeveyi indirmek mi gerekliydi? Bakmasını bilen göremez miydi seni olduğu yerden? Ruhunda taşıdığın ateş, seni yakıp kül etmeden önce kendin mi doğmalıydın küllerinden? O, sen misin peki? Hani Simurg’un soyundan gelen? Yoksa bir kağıt parçası mıydı seni bu ateşte eriten? Küçük bir kıvılcımla kül hale getiren…