Lavinya Dergisi

BASİT
Fidan GASIMLI

Ruhları bu kadar var olmaya programlı geçici bedenlerimiz neden kovalıyordu varlığı bu denlicesine çılgınca ?

Eski bir hırkayla birden koştu dışarı. Hiçbir şeyden haberi yok, ne olacağından habersiz, kulağında son ses yeni keşfettiği şarkının lezzetiyle yoluna koyuldu. Neden çıktı bu kadar çabuk evden, neydi onu zorla dışarı sürükleyen o ses? Hava inanılmaz sıcaktı, terleyeceğini bile bile giydi o eski hırkayı. Yapacağı şey belli olmasa da belliydi. "Nereye gidiyoruz" diye seslendi kafasındaki sese. Ne tuhaf değil mi ama kafasında bir ses var o konuşunca onunla hareket ediyor, diye iç çekti kendi kendine. Yola koyuldu. " Sadece bizi dinle." dedi seslerden bir tanesi. Düşünmekten yorulmuştu. Dediğini dinlemekten başka bir çaresi yoktu zaten. Giderken çok düşündü, düşünmeden durduğu zaman mı vardı zaten. Çabalamaktan yorgun ve bıkkındı. Zaten bir daha da heveslenemezdi. Olamazdı bir daha. Yoluna baktı. Kavurucu güneşi dinledi, yemyeşil ağaçlarla kaplı yolu sonrasında. Hepsi bir şey söylüyordu ona. Hepsi birer mesaj niteliğinde. O çağırmıştı oraya kendisini. Haberi bile olmadan. Biraz daha yürüdü, ses ona dur dediğinde duracaktı nasıl olsa. Biraz daha gittikten sonra kahve alması gerektiğini düşündü. İlk gördüğü kahve dükkanına girdi. Buzlu kahvesini beklerken soğuk baristanın işini yapmasını izliyordu. Yavaş, temkinli biraz da yorgundu. İncelemeye başladı onu. "Neden böyleydi acaba" demekten kendisini alıkoyamadı. Zaten hiçbir çalışanı sevmezdi oradaki, ama bu adam diğerlerine göre daha kibardı. Buzlu kahvesini alıp, yokuş yukarı tırmanırken düşündü. Neden buradaydı. Ağaçlar, ağaçlar bir şey söylüyordu sanki. Uykusuzdu. Eve varırken yan taraftaki parka gidesi geldi. Kavurucu güneş hala umurunda değildi. Onu bekleyen birileri vardı orda. Bariz bir şekilde işaretlerini yolluyordu. Derken kafasındaki sese kulak verip salıncağa geçti. 20’li yaşlarında olması içindeki çocuğu bastıracağı anlamına gelmiyordu. Geçti. Sallandı, sallandı ve biraz daha. Yormuştu kendini iyice. Nasıl yorgun olamazdı gözüne uyku girmemişti hala. Derken durdu. Anı yaşamalıydı. Kulaklıklarını takıp, son ses sevdiği müzik ile güneşe doğru çevirdi kafasını. Gözleri kapalı, güneşten gelenleri dinledi. Çok huzur vericiydi, sanki Aden bahçesinde koşuyordu. Derken hayallere daldı. O'na daldı. O'nu düşündü. Derken küçük bir ürperti geldi içine. Gözleri kapalı, karanlıkta süzülürken ruhu hala bir şeyler hissedebiliyordu. Birisi vardı önünde. Varlığını net bir şekilde hissettiği kimseydi bu. Durdu bir an. Kafasını eğip gözünü açtı. İşte bu kadardı. İşte ordaydı. İşte bu sondu. Bir anda gelen sesin tizliği kulaklarına baskı yapıp zincirini kırmış köleler misali evrene uçmuştu. O her şeyin başlangıcı, tek sihirli kelime… "Selam."