Lavinya Dergisi

GÖLGELER VE MASKELER
Deniz SARGUT

Rüzgarı arkama aldım, emin adımlarla yürüyorum. Uçabildigim yere kadar koşacağım. Yıldızlara dokunup aya ulaşacağım.

Güneş, karanlıkta kalan her şeyi açığa çıkarır. Böylece gerçekler, sır perdesinin de açılmasıyla birlikte sahnedeki yerini alır. Oyuncular, seyircilerin karşısına çıkmak için özenle hazırlanır. Makyajlar yapılır, saçlar taranır. Aynalar, görünenin ardındakini yansıtır. Ancak maskeler tüm duyguların üzerine kapanır. Kapanır ki salondaki seyirciler keyifli bir gece geçirebilsin. Kahkahaları tüm salonda çınlasın, sahte yüzler bilinenin yerini alsın. Kimse porselen yüzlere takılan maskelere takılmaz. Hayatın olağan akışı buymuş gibi davranır. Kim bilir belki de öyledir. Ama ya öyle değilse? Hepimiz yüzyıllar önce dalgalanmaya başlamış bir nehrin akışına kapılmışsak? Kendimizi kurtarmak için akıntıya karşı mı yüzmeliyiz yoksa suyun dibine mi batmalıyız artık bilemiyorsak o zaman ne yapmalıyız? Güneşin, geceyi yatağına yatırıp gerçekleri ortaya çıkarması epey büyük bir marifettir. Özellikle de maskelerin olduğu ve tüm çiçeklerin solduğu evleri aydınlatır. Peki ya gölgeler? Güneşin rekabetsiz duruşuna rağmen nasıl boyun eğmezler? Gerçeğin ardında dimdik ayakta durup somut olanın hiçte göründüğü gibi olmadığını gösterirler. Her iyinin ardında bir kötü her kötünün ardında da bir iyi vardır. Gölgeler ve maskeler yin-yang gibidir. Birlikte var olurlar. Geceyle gündüz, ateşle su gibidirler. Hem başlangıç hem de son onların elindedir. Maske takan kimse olmazsa gölgelere de gerek kalmaz. Gölgeler, güneşin karşısına çıkamazsa maskeler hiçbir işe yaramaz. Öyledir işte bu hayatın düzeni. Yoksa değil midir?