Lavinya Dergisi

KÖTÜ ZAMANLAR
Fidan GASIMLI

Ruhları bu kadar var olmaya programlı geçici bedenlerimiz neden kovalıyordu varlığı bu denlicesine çılgınca ?

Bazen içinden çıkamadığımız dilemmalar sunar bizlere hayat. Ne yapmamız gerektiğini ne yapmamamız gerektiğini bilmeden bir kapana sıkışır, dururuz. Hayat güzel bir okul oladursun, biz buradan istesek de istemesek de ders almaya mecburuz. İçim çok dolu, ama dökemiyorum bazen. Satırlara sığmayacak derecede fazla ama yok. "Ne yapıyoruz biz yahu?" derken buluyorum kendimi bazen. Bırakamıyorum, bırakamıyoruz mesela. Bize nefes aldırmayan o şeyleri bir türlü bırakamıyoruz. Bencilliği kendimize yapıyoruz, bencillik kelimesinin "ben" kökünü unutarak. Yabancılaşıyoruz kendimize. "Bugünlerde geçer" diyoruz. Ama neden? Bu bir hayat akışı değil mi nihayetinde? Akışa kafa tutup, bir şeyleri bir şeylere zorlama hangi mantığa sığıyor? Derenin ortasına taş koymak, ne zamandan beri suyun normal akışına önemli boyutta etki edebilir ki? Aceleciyiz, çabucak geri dönüş istiyoruz. Ama düşünmüyoruz gerisini. Etkiye tepki hayat tamam ama her şey hemen sonuç verse hayatın tadı tuzu nerede kaldı? Belki de ben de böyle kandırıyorum kendimi, içimi ısıtmasını umduğun düşünceler akışında. Belki sakinleşmem, toparlanmam lazım. Ama neden demekten alıkoyamıyorsun ki kendini. Neden sorusu, dünyanın en boğaz düğümleten sorusu olduğuna inanıyorum. "Neden böyle oldu", neden yaptı, neden gitti, bir sürü neden işte. Yüreğine hapsolan hançerin misali nedenler. Bir sürü, tonlarca. Fakat kafaya takmamalı aslında, bunu geçip gidince fark ediyorsun. Kötü günler işte. Zaman onları da alıyor bizden, tıpkı güzel şeyler gibi. Geçip, gidiyor her şey zaman ile. İyi, kötü, güzel, çirkin fark etmeksizin. Gidiyorlar. Aynı bizim gibi.