Lavinya Dergisi

HAYAT BAHÇEM
Deniz SARGUT

Rüzgarı arkama aldım, emin adımlarla yürüyorum. Uçabildigim yere kadar koşacağım. Yıldızlara dokunup aya ulaşacağım.

Begonvillerle çevrilmiş bembeyaz bir bahçenin tam ortasındayım. Elimi uzattığım çiçekler kırmızıya boyanıyor, dikenleri ruhumu kanatıyordu. Güneşin doğuşu beni aydınlatmak için değil yakmak içindi sanki. Git gide daha fazla parlıyor ve mat gökyüzüne meydan okuyordum. Gün gelecek tepemde dikilen kara bulutları tek nefeste geldikleri yere gönderecektim. Biraz daha zamana ihtiyacım vardı. Şimdi dinlenme vaktiydi. Kışın ve uğursuzluğun habercisi rüzgarlar kapıma dayanmıştı. Bahçenin girişine asılı çanlar, uğultular eşliğinde bana sesleniyordu. Ziyarete gelen kimse yoktu biliyordum. Ama bir gün onun o hain sesine kanacak ve yoldan gelip geçenlerin alay edercesine gülüşlerine tanık olacaktım. Şimdi bunları düşünmenin ne yeri ne de vaktiydi. Budamam gereken bir bahçem ve koca bir hayatım vardı. Solgun renkleri canlandıracak, tuvalde tutunamayanları kökünden kazıyacaktım. Sonuçta palet benim elimdeydi. Bu boş, manasız hayata bir anlam katmak benim vazifemdi. Damarlarımda akan tüm renkleri karıştıracak ve kendi rengimi bulacaktım. Böylece yıllardır arzuladığım dünya, parmak uçlarımda olacaktı. O kadar uzun zamandır bu bahçedeydim ki nereden geldiğimi hatırlayamıyordum. Sanki hep vardım ve hep var olmaya devam edecektim. Bu gökyüzü, bu toprak, bu hava bana aitti. Ben de onlara. Nefes almaya devam ettiğim sürece kendi bahçemi güzelleştirecektim. O kadar güzel olacaktı ki bu bahçeden dışarıya çıkmak aklıma bile gelmeyecekti.