Lavinya Dergisi

KIRMIZI SAÇLI HANNA
Doğan FIRAT

_Bir yağmur damlası gibi, düştün yüreğime; yürüdüğüm bütün yollar sana çıktı açtığım bütün pencereler sana baktı... _

Kırmızı saçlı Hanna ülkenin en zengin ailesinin tek kız çocuğuydu, öyle ki ülkenin yarısı babasına ait ve halkın tamamı ailesinin emri altındaydı. Devasa bir şatonun Küçük Prensesiydi. Hanna, hayatı boyunca şato dışına çıkmamış okula bile gitmemiştir, babası en iyi öğretmenleri şatoya getirip kızının eğitimini evde yürütmüştür. El üstünde tutulan Hanna yoğun ilgiden oldukça bunalmıştı, evdeki çalışanların çocuklarını izler onların oynadığı oyunları, birlikte ders çalışmalarını ve özgürce şato dışına çıkıp doya doya gezmelerine büyük bir istekle imrenirdi. Anne ve babasının korkusundan yaşıtları gibi, daha doğrusu hakkı olan çocukluğunu yaşayamamış ve küçücük bedenine yerleştirilen kocaman genç kız edasıyla yaşıyordu. ( Küçücük bir kıza bu denli sorumluluklar altında yetiştirmenin ne kadar kötü olduğunu ve ileriki hayatı için ciddi bir Özgüven eksikliği olacağını bilselerdi yine de aynı hatayı yaparlar mıydı acaba?) Hanna günlerden bir gün annesi ve babasının şatoda olmadığı bir günü kendine fırsat bulup çalışanların çocukları ile gönlünce eğlenmeye karar vermişti. Sabah erkenden uyanıp anne ve babasının evde olmadıklarını teyit ettikten sonra hemen bahçeye inip çocukların arasına katılıp türlü türlü oyunlar oynamaya başladı. Daha önce hiç tadını bilmediği o mutluluk duygusu yeşerdiği içinde, hayatın başka renkleri ve tatlarının olduğunu da fark etti daha önce hiç bu kadar mutlu olmadığını kendisi de fark etmişti. Ama hala içinde eksik olan bir şey vardı, o da dışarı çıkma hayalini gerçekleştirmekti. Evin çalışanları başta buna müsaade etmese de Hanna'nın yoğun ısrarlarına dayanamamışlardı ve nihayet dışarıya adım atmıştı. Hanna'nın her şeye hayranlıkla bakması diğer çocukları şaşırtmıştı onların tuhafına gitmişti, Hanna'yı sokak sokak gezdirip ülkenin en güzel yerlerini göstermişlerdi. Hayatının en güzel gününü geçiriyordu. ( Aslında her çocuğun yaşaması gereken normal bir şeyken Hanna'ya bir ödül olması ne acı gerçek.) Havanın kararması ile şatoya dönmeye karar vermişlerdi. Büyük bir yorgunluk ve eşliğindeki mutlulukla nihayet anne ve babasından önce eve varmayı başarmıştı, hemen üstünü başını değişip tam bir hanım efendi gibi giyinip aşağa indi. Bir prensesin rolünü oynamaya devam etti. O sırada ev halkı gelmişti, kızlarının yüzündeki mutluluğa hem şaşırmış, hemde sevinmişlerdi. Hanna hiçbir şey belli etmeyip bunu bir sır olarak saklayacaktı, bu sır diğer arkadaşlarıyla onun sırrıydı. (Bu yazıda bilmeden çocuklarımız için iyi sandığımız, ya da yararlı olacağını düşündüğümüz ama aslında onların ömürlerinin sonuna kadar belki de kötü olabilecek bir hayata sürükleyebileceğimizi anlatmak istedim. Umarım her zaman çocukların mutlu olduğu, doğru yolun izinden gidiyoruzdur.)