Lavinya Dergisi

O KARLI GÜN
Yağmur N. ÖZCAN

“Her insanın bir hikayesi vardır. Ve her hikaye dinlenmeyi hak eder”

Kar taneleri beyazlaşmaya yüz tutmuş saçlarına dökülüyordu adamın. Yürüdüğü sokaklar tenha ve ışıksızdı, dükkânlar kapanmıştı. Sokak lambalarının loş ışığı kaşlarını çatmaktan alnında ince bir çizgi oluşmuş kirli sakallı yüzünü aydınlatıyordu. Sokağın sonunu görmek için karşıya doğru baktı. Onun gördüğüyse sonsuzluğa doğru uzanan karanlıktı. Düşünceler meşgul ediyorken zihnini, bu karanlığı geleceğine benzetti. Sonu olmayan, gittikçe ilerleyen dipsiz bir siyah boşluk. İşinde sıkıntılar yaşıyordu ve belki de kapıya konması an meselesiydi. Parasal sorunları olduğu söylenemezdi, ailesinden kalan yüklü bir miktar bulunuyordu. Derdi ve sıkıntısı ekip biçtiği, gece gündüz büyümesi için emek verdiği tohumlarının büyüyemediğini görmektendi. Bu şirkette yıllardır pazarlama elemanı olarak çalışıyor, yükselmeyi bekliyordu. O hariç çoğu çalışan istediği mertebeye ulaşmıştı ve kimse onun kadar çabalamıyor veya ter dökmüyordu. Sabredemiyordu, artık beklemek istemiyor hedeflediği şeyin bir an önce olmasını istiyordu. Gözleri dalmıştı, birkaç dakikadır hareketsiz durduğunu fark etti, havada karın yağmasıyla birlikte oluşan ısırgan bir soğuk vardı. Çaprazındaki yola doğru adım attı, gözlerini yamuk olan taşlı yoldan bir an olsun ayırmadı ve yerinden çıkmış bir ceviz büyüklüğündeki taşa tekme attı. Ardından bir şey fark etti. Yakınlardan bir ses geliyor gibiydi, tam olarak kestiremedi çünkü taşa vurduğu an ortaya çıkan ses örtmüştü ne olduğu belirsiz sesin üstünü. Bir müddet sesi tekrar duymayı umdu fakat nafile… Tekrar yürümeye başladı, birkaç adım atmıştı ki o sesi tekrar duydu. Bir çocuk ağlaması duyuluyordu uzaktan, boğuk fakat belirgin. Sesin kaynağına doğru adımlarını sıklaştırdı. Dar bir sokaktı yıkık dökük bir harabenin önünde büyük bir çöp arabasının yanına çömelmiş bir çocuk gördü. Ona doğru sessizce yaklaştı, ses çıkartmamaya çalışsa da rugan ayakkabılarının sesi sokakta yankılanıyordu. Çocuk ağlamaktan şişmiş gözlerle kaldırdı başını, irkilmedi, sadece baktı. Adam çocuğun karşısına doğru çömeldi ‘’neden ağlıyorsun çocuk?” Çocuk gözlerini kırpıştırdı omuzlarını silkti ve “ağlayasım geldi” dedi. Hava karlıydı muhtemelen üşüyor, aç ve susuzdu. “Evin nerede senin bakalım, üşüyor olmalısın’’ dedi adam ve paltosunu alelacele çıkartıp çocuğun omuzlarına koydu. “Teşekkür ederim ama benim evim buralara yakın, sen beni çok dert etme Halime ağlarım ben ara sıra’’ adam çocuğun sözleri karşısında daha da üzüldü. Yırtık pırtık olan kıyafetlerinden kir içindeki yüzünden anlaşılıyordu gariban olduğu. “Haydi o zaman, anlat bana, dinlemek isterim. ” Çocuğun omzuna elini koydu anlatması için destek verir gibi… Çocuk içini çekti biraz dikleşti ve konuşmaya başladı. “Babam bizi terk edip gitti, anam ben ve dört kardeşim yaşayıp gideriz. Anam hastadır bu yüzden biz çalışırız eve ekmek getiririz. Ben en büyükleriyimdir, benim bir küçüğüm var onunla ben çalışırız, bir de anamla bizim bebek vardır, o da üç yaşında, ona bakar. Durumumuz kötüdür, eve ben bakarım’’ dedi. Adamın gözleri doldu ‘’kaç yaşındasın sen?’’ çocuk gülümsemeye çalıştı ve karşılık verdi “10 yaşındayım.” Adamın onun için çatılan üzgün bakışlarının farkındaydı ve ekledi “bilirim, amca kendi yaşımdan hayli büyük işler yüklenmiştir başıma yine de mutluyum ben. Bakma sen benim ağladığıma anamla kardeşlerim yanımda, başımı sokacağım küçük de olsa bir evimiz var, aç karnımızı bir ekmekle de olsa doyurabiliyoruz.” Gülümsemeye çalışarak “arada böyle ağlayıp rahatlarım epey vardır da ağlamamıştım sana rast geldik onda da.” Adam az evvel dertlendiği şeyler için vicdan azabı çekti. Onca sorun ve sıkıntı varken şükretmesini bilmeliydi oysa o sürekli hayıflanıp memnuniyet göstermiyordu. Bunun için tanrıdan özür diledi. “Çok büyük bir yüreğin var çocuk ben ki 40’larının sonunda bir adamım sen bana bu çocuk yaşınla bir ders verdin. Elimde olan şeylerin kıymetini çok daha iyi anlayabiliyorum senin sayende, her şeyim var fakat memnuniyetsizce dolaşıyorum etrafta. Senin boyundan ve yaşından büyük dertlerin varken bu kadar iyimser konuşuyorsun, benimkiyse bir iş terfisi… Kendimden utandım” adam gözyaşlarını tutamayarak sessizce ağlamaya başladı. Çocuksa cebindeki az kullanılmış mendilini ona doğru uzattı. “Bence ağlamak da güzel, tüm sıkıntılarınla yüzleşebiliyorsun demektir.” Çocuk elini adama doğru uzattı. Adam çocuğun kirli ellerine ardından zeytin gibi güzel siyah gözlerine baktı. Çocuğun elini tuttu onu kaldırmaya çalışmasına müsaade etmeden kendisi kalktı. Elini tutuyorken çocuğa doğru eğildi bir elini de omzuna koydu.” Merak etme güzel çocuk sana yemin olsun ki bundan böyle hiçbir ihtiyacınızı eksik etmeyeceğim.” Adam az evvel dertlendiği şeyler için vicdan azabı çekti. Hali vakti yerindeydi ve şükretmesini bilmeliydi oysa o sürekli hayıflanıp memnuniyet göstermiyordu. Düşününce o kadar çok mutlu olmak için sebebi vardı ki… Bunun için tanrıdan özür diledi. O karlı gün, ikisi için de bir umut ışığı olmuştu. Çocuk ve ailesine gereken yardım adam tarafından yapılıyordu, adamsa artık şükretmesini biliyor sabırlı davranıyordu, her bir yaşadığı şey için… İstediği terfiyi de almıştı zamanla, yani hayatında her şey güzel gitmeye başlamıştı çünkü o, bakış açısını değiştirmişti.