Lavinya Dergisi

GECE-GÜNDÜZ ÇELİŞKİSİ
Deniz SARGUT

Rüzgarı arkama aldım, emin adımlarla yürüyorum. Uçabildigim yere kadar koşacağım. Yıldızlara dokunup aya ulaşacağım.

Hayat ne garip değil mi? Ne gecesi ne de gündüzü bitiyor. Gece oldu her şey bitti derken yıldızlar her yeri şenlendiriyor. Üstelik gözlerimiz tam karanlığa alışmışken üstüne bir de güneş doğuyor. Aydınlığı iyilik sanmamak lazım. Nasıl karanlık bizi kendi evladıymışçasına kollarına alıyorsa aydınlıkta bizi güneşin ortasında bırakabilir. Siz hiç öğlen güneşinin altında çöl sıcağında kaldınız mı? İşte bazen aydınlık sandığımız bir yol bizim tüm ruhumuzu içine çekebilir. Solup gideriz kum tanelerinin rüzgarda dağılışı gibi. Üstelik bunu fark etmeyiz bile. Öyle azar azar eksiliriz benliğimizden. Karanlık her zaman bizi daha çok korkutur. Çünkü içine girdikten sonra ne olacağını bilemeyiz. Bir adım sonrasını göremeyiz. Kendimizi savunmasız bir şekilde ona teslim ederiz. Ona alışmak için ona karışmamız gerekir ve dokunduğumuz her yerde onun izi belirir. Hayat bizi bu izleri takip ederek yeni bir yolculuğa çıkarır. Bu yolculuklar sayesinde de karanlığı aydınlığa, aydınlığı da iyiliğe dönüştürebiliriz. Ön yargılarımızdan arınıp hiçbir rengi bir kalıba sokmadığımız zaman hayat bize kucak açıyordur belki de. Geceyi ve güneşi görmezden geldiğimizde, önemli olanın ne zaman değil nasıl olduğunu anladığımızda hayata karışabiliriz. Zaman asıl o vakit gerçek anlamına erişir. Hayat ne garip değil mi? Ne gecesi ne de gündüzü bize yetişiyor.