Lavinya Dergisi

İSTANBUL'UN PEŞİNDE
Deniz SARGUT

Rüzgarı arkama aldım, emin adımlarla yürüyorum. Uçabildigim yere kadar koşacağım. Yıldızlara dokunup aya ulaşacağım.

Kargaşanın ve hayatın hüküm sürdüğü şehirlerden birinde İstanbul’daydım. Sanatın ve müziğin harmanlandığı bu şehrin her sokağında ayrı bir lezzet bulmak mümkündü. Kimi saz çalıp türkü söylüyor kimi de gitarla geceye eşlik ediyordu. Beyoğlu’nun sokaklarında özgürce dans etmek ve boğaza karşı çay içmek mümkündü. Bu şehrin büyüsüne kapılmak isteyen o kadar çok insan vardı ki. Her çeşit milletten ziyaretçileri mevcuttu. İnsanlar şehrin kalabalığına karışıyor, ona dokunuyor ve ondan bir parça alıp kendine katıyordu. Her insanın kendine has bir hikayesi vardır derler. İşte bu şehrin bir değil binlerce hikayesi var. Hepsini dinlemek istiyordum. Dinlemek ve dinlerken de o hikayelerin geçtiği döneme gitmek… Her sokağın başında yeni bir efsane karşılıyordu bizi. Osmanlı’dan Bizans’a kadar birçok medeniyetten izler bulmak mümkündü. Saraylar, surlar, kasırlar… Belki Galata’nın balkonuna çıkar Hazerfen’e eşlik ederdik. Belki Topkapı Sarayı’nın koridorları arasında tarihin peşinden giderdik. Ya da Dolmabahçe’nin boğaza açılan kapısından İstanbul’u seyrederdik. Kariyer’i ziyaret ederdik belki ardından da Ayasofya’yı. Duvarlarına dokunan herkesin bıraktığı izleri takip ederdik. Bu şehir, bu koca İstanbul belki bize yeni hikayeler anlatabilirdi.