Lavinya Dergisi

YAĞMUR DAMLALARININ GETİRDİĞİ MUTLULUK
Yağmur N. ÖZCAN

“Her insanın bir hikayesi vardır. Ve her hikaye dinlenmeyi hak eder”

Yağmur yağıyordu, gri bulutlar gökyüzünü çepeçevre sarmıştı. Kasvetli bir Ankara sabahına uyanmıştı yine, bacakları onu her zamankinden zor ayakta tutuyordu. Yatakta oturur pozisyona gelip bacaklarını sallandırdı. Kaslarını gevşetmek için her sabah rutin olarak yaptığı bir hareketti. Ağır hareketlerle sağ kolundan doğru destek alarak ayağa kalktı. Yavaş adımlarla aynanın karşısına geçti. Kendini incelemeye başladı. Sık sık yaptığı bir şey değildi bu. Kısa beyaz saçları seyrek olmasına rağmen kıvır kıvırdı. Solgun sarı geceliği dizlerinin altına geliyordu. Yüzüne baktığında yaşadığı her bir yıl için tanrı tarafından birer çizgi bahşedilmiş gibi hissetti. Yıllar önce aynada gördüğü haliyle şimdiki arasındaki farkı düşündü, istemsizce bir gülümseme yerleşti dudaklarına. Aniden yağmur damlalarının camına vurarak çıkarttığı ses dikkatini çekti. Dışarısı ne de güzeldi! Birkaç adımla -fazla da yaklaşmadan- camın önünde durdu. Ellerini yaşından dolayı dur durak bilmeden ağrıyan beline yerleştirerek yağmurdan kaçan insanları izledi. Hint deseni olduğunu tahmin ettiği şemsiyeye sahip bir kadın birkaç adım uzaklıktaki kafeye doğru koşuşturuyordu. Şemsiyesi olmasına rağmen ıslanmayı dert ediyor gibiydi. Ne kadar da yazıktı! Kadın koşarken yanından hızla gitmekte olan siyah bir araba geçti. İçerisinde tam olarak net göremese de orta yaşlı bir adam duruyordu. Muhtemelen arabasının yağmurlu havada kazaya mağrur kalmasını istemiyordu, bundan olsa gerekti telaşı. Hızla giden araba koca bir su birikintisine girdi ve okula gitmekte olan küçük bir kıza su sıçrattı. Farkına bile varmamıştı fakat küçük kız yüzünden de anlaşılacağı üzere ağladı ağlayacak gibiydi. Şemsiyesi olmasına rağmen ıslanmıştı, hem de en berbat şekilde! Üzülmüştü küçük kıza, eski o olsaydı koşar adım yanına gider temiz kıyafetler alır okuluna bırakıverirdi küçük kızı. Fakat o kendini dışarı atana kadar küçük kız ortadan kaybolurdu. Akabinde aklına eski günler geldi. Henüz 20’lerinin başında bir genç kızken bu tarz havaların kıymetini bilirdi ıslanmayı dert etmezdi. Her ıslandığı gecenin ertesi hasta uyansa da yağmurla bir bütün olur, ona ayak uydururdu. Doğanın içindeymiş gibi kendini bir bütün hissederdi. Aniden aklına bir fikir geldi. Dışarı çıkacaktı. Yağmurda ıslanmak istiyordu. Olabilir miydi? Ya başına bir şey gelirse? Her yer kaygandı düşebilir, ıslanıp hasta olabilir ya da herhangi bir yerini incitebilirdi. Tüm bu riskleri görmezden mi gelecekti? Seri adımlarla kendisi kadar eski olan dolabın önünde dikilip kapaklarını açtı ve giyinmeye başladı. Üzerinden çıkarttığı geceliği bile katlamamıştı, gecelik odanın bir köşesine atılmış vaziyette duruyordu. Son olarak da başucundaki minik çekmeceyi açıp kırmızı atkısını doladı boynuna. Yüzündeki çocuksu tebessümle huzurevinin merdivenlerinden indi. Kendisine atılan şaşkın bakışları önemsemeden devam etti yoluna. Kendini dışarı atar atmaz soğuk hava tenine çarptı. Yağmur damlalarının tenine çarparak çıkarttığı sesi duyuyordu. Yüzü soğuktan kızarmaya başlamıştı bile. Akan trafiğin sesi ilişti kulaklarına, o öylece durmuş etrafı izlerken insanlar yağmurdan kaçmaya çalışıyordu. Belinin ağrısı az önceki hareketlilikten dolayı daha da artmıştı. Kaldırımda küçük bir su birikintisini gözüne kestirdi. Su birikintisine doğru yürüdü ve tam ucunda durup aniden içine atladı. Pantolonu dizlerine kadar ıslandı, ayakkabıları plastiktendi ve tamamıyla su dolmuştu. Kollarını gökyüzüne, oluk oluk yağan yağmura doğru açıp dönmeye başladı. Her bir zerresinin ıslanmasını istiyordu. Yüzündeki gülümsemenin yerini sesli kahkahalar aldı. İşte bu kadar küçük şeylerle mutlu olabiliyordu. İçinde hâlâ bir çocuk yaşıyordu elbette çünkü o küçük çocuk hiç ölmemişti, tıpkı diğer insanlarda olduğu gibi... Sadece o bunun farkındaydı ve bundan utanmıyordu aksine arada sırada çocuk olmaktan mutluluk duyuyordu. O şu anda 70 yaşında kolu bacağı tutmayan zavallı bir ihtiyar değildi, yıllar önceki mutluluğu bir yağmur damlasında arayan çocuktu. Huzurevinin camlarında hemcinsleri onu izliyordu, kimisi bu kadar cesur olduğu için hayran kalmıştı kimisi de onun ‘kaçık’ olduğunu düşünüyordu. O ise kendisini izleyen meraklı gözlere aldırmadan 70 yaşında bir çocuk olmaya devam etti.