Lavinya Dergisi

PENCEREDEKİ KADIN
Deniz SARGUT

Rüzgarı arkama aldım, emin adımlarla yürüyorum. Uçabildigim yere kadar koşacağım. Yıldızlara dokunup aya ulaşacağım.

Gece, geç bir vakitte pencerenin önünde yoldan geçenleri izliyordum. İnsanlar birbirlerinden habersiz geçip gidiyor, birbirlerinin hikayelerini umursamadan yürüyorlardı. Kiminin kavgası hayatlaydı. Kazansa da kaybetse de hıncını alamazdı. Elleri hep yumruk şeklinde, en iyisini ben bilirim edasındaydı. Kiminin yüzü bir duvar kadar sert ve griydi. Öfkesi en çok kendine yönelikti. Yaşayamadığı o hayat, sokağa her çıkışında yüzüne vuruyordu. Kimininse kalbi kırıktı. Yüreğini eline almış, dosdoğru ileriye bakıyordu. Gözü hiç kimseyi görmüyor hatta görmek dahi istemiyordu. Ama hayat insanların yakasını kolay kolay bırakmazdı. Onları zorla güldürür, başka kapılar açarak mutluluğu bulacakları yollara gönderirdi. Ardından da bir güzel bakardı. Acaba kendi içine dönmeyi akıl edebilecek mi diye. İsmini dahi bilmediğim onca insanı izlerken aynayı bir de kendime çeviriyordum. Hayatıma ne zaman şöyle bir dönüp baksam hep bir şeyler eksik geliyordu. Sanki gelmesini beklediğim bir şey vardı. Ama ne olduğunu bilmiyordum. Neyse ki bu sorunu çözmem pek vaktimi almadı. Camda kendi yansımamla göz göze geldim. Aslında bakmam gereken tek yer kendi içimdi. Nereye gidersem gideyim mutluluğu bulmak için dönmem gereken tek yer orasıydı. Bunu öğrendiğimde yaşım on sekizdi. Tam olarak ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Aslında bilmek de istemiyorum. Ne vakit pencereye çıksam öylece geçip gidenleri seyrediyorum.