Lavinya Dergisi

ZAMAN KAVRAMI ÜZERİNE ANEKDOT
Deniz SARGUT

Rüzgarı arkama aldım, emin adımlarla yürüyorum. Uçabildigim yere kadar koşacağım. Yıldızlara dokunup aya ulaşacağım.

Birkaç yıl önce vakti geldiğinde hatırlamak için zaman kavramı üzerine birkaç anekdot bırakmak istiyordum. Sıcak bir yaz günü gece saatleriydi. Pencereden dışarıya baktığımda yüzüme çarpan rüzgar, aradığım sorunun cevabını bana getirecekti. Zaman... Ne çok şey bekledik senden. Hem kaçışımız hem kurtuluşumuz oldun. Seninle ilk tanıştığımızda zamanla geçer demeyi öğrendik. Ama beklemek için fazla genç ve heyecanlıydık. Öyle sabırsızdık ki "daha gelmedik mi?" diye defalarca sormadan şurdan şuraya gidemezdik. Hikayenin sonunu en başta öğrenmek isterdik. Ardından biraz daha yürüdük belki de büyüdük. Beklemeyi öğrendik ama geçtiğimiz yolların güzelliğine kördük. En azından hayata güvenmeyi öğrendik. "Zamana bırakalım" dedik. O her şeyi düzeltir, iyileştirir. Biz kendi yolumuza bakalım. Zaman bu farkındalığı yaşayan herkese iyi gelir şüphesiz. Peki ya akışına bırakanlar? Onlar zamanı bile tanımamazlıktan gelirler. Ne geçmişleri ne de gelecekleri değerlidir. Ne önlerine bakıp devam edebilirler ne de arkalarına dönüp geçmişe veda edebilirler. Zaman... Zaman bu dünyadaki en büyük yalan. Bunu öğrendiğimiz gün yolun sonuna varmış oluyoruz. Beklediğimiz şeyler, sabrettiğimiz klişeler, toprağa ektiğimiz çiçekler zaman sayesinde değil verdiğimiz emekler sayesinde filizleniyor. Söndürün güneşi. İndirin saatleri. Nasılsa hiç yaşamamış gibi olacağız sonunda.