Lavinya Dergisi

GERÇEKLİK
Rabia KARABACAK

Bir şey çok istediğimiz için mi uzaktır yoksa uzak olduğu için mi isteriz?

İçimde harlanan cehennem ateşi.
İçimi kasıp kavuran deli kasırga.
İçimdeki küçük kızın saçlarını savuran çılgın fırtına.
İçimdeki yangını söndüremeyen hiddetli yağmur.
Yürürken elimi tutan ruh. Beynimi ele geçiren canavarlar. Aynadaki sima, aynadaki gerçeklik. Gerçeklik. Ardına bakmadan kaçan ben. Şimdi duvara tosladım. Duvarda yarısı kırık bir ayna. Bitkin gözlerim aynayla buluştu. İtiraf edemiyorum.
İçimdeki kızgın ateş ve bedenimi hoyratça savuran bu zelzele niçin?
Ardıma bakmadan kaçıyorum sebeplerden. Şimdi o koca ve hisli adamın silueti belirdi arkamda. Kaçmak istedim. Hayır yakalamak. Bağırıyorum sıkışıp kaldığım dört duvar arasında. Kırık aynayı bir kez de ben kırıyorum feryadımla. Gerçeklik. İşte tam arkamda. Kaçmak istiyorum. Duvarlara fırlatıyorum kendimi etlerim çürüyene dek. Gerçeklik. İşte tam karşımda. Üstüne atılıyorum kızgın boğa misali. Lakin göğsü çelik kadar sert, deviremiyorum. Devriliyorum. Gerçeklik. İşte tam başucumda. Zincirlere vuruyor beni. İşte şimdi hesap soruyor. Her defasında ondan köşe bucak kaçmama içerlenmiş. Gerçeklik. Kalbi katran karası gerçeklik. Gözleri alev saçan gerçeklik. Yüzleşemiyorum onunla, Yalvarıyorum defalarca. Ellerime değil, gözlerime vur diyorum zincirleri. Zincirler sıkılaşıyor, kaçamıyorum. Ölmeyi diliyorum. Gerçeklerden kaçarken en büyük gerçeklikle yüzleşiyorum. Ölüm. Bana bakıyor gözlerini kırpmadan. Ondan korkmuyorum gerçeklik kadar. Alıştım belki de onunla defalarca yüzleşmeye. İçim içimi kemirirken, akıl sağlığımı yitirirken binlerce kez karşılaştım onunla. O içli adamı düşünürken oldu en büyük buluşmamız. Kalbimin ve aklımın her köşesini ele geçiren o adamı düşünürken. Şimdi ölüm ve gerçeklik el ele. Bana siper oluyorlar. Kalbimin orta yerine tonlarca kömür boşaltıyorlar. Morfinsiz dikiş atıyorlar. Bense aldırmıyorum onlara. Uzaktaki siyah beyaz adama gülümsüyorum acıdan kıvrana kıvrana. O ise izlemekle yetiniyor. Beni tanımıyor, duymuyor, hissetmiyor. Bana bakıyor sadece acır gözlerle. Bu defa ona yalvarıyorum. “Ne olur bakma bana acır gibi, anlatamıyorum içinde bulunduğum durumu. Beynimdeki canavarların efendisi. Zaafım. En histerik duygum. Muhafaza ettiğim en büyük umudum. Şefkatli ve içli adam. Titretme içimi. Ya güneş ol durdur kasırgamı ya yağmur ol söndür yangımı. Ama ne olur bakma bana acır gibi.”