Lavinya Dergisi

Melâl
Alihan K.KAYNARPINAR

Kelimelerin ruhu tütünlerin dumanlarıya birlikte yükseliyor, Söylenmemiş kelimeler mezarlığında.

Bıktırıcı, gerçekten bıktırıcı bir şekilde ışıklarını var
gücüyle serperken Dünya’ya Güneş, üzerinden neyi çıkarıp atacağını bilemiyor
insan. Düşünüyor sonra, düşünmenin soğukluğunu bütün bedenine hatta bedeninden
bütün dünyaya yayılacağını zannederek düşünüyor. Bağımsız düşünceler birbiri
ardına sıralanıp giderken beyninde, Güneş de ona eşlik edercesine yavaş yavaş
düşüncelere dalmak üzere yol alıyor ufka doğru, geceyi bırakıyor kendi yerine.
Gece karanlık nefesini üflüyor yeryüzüne, siyaha boyuyor tüm dünyayı. Ben
gecenin benim hakkımdaki hükmüne karşı çıkarak odamın ışığını yakıyorum. Bu
eylemim geceye karşı bir başkaldırı mı yoksa gecenin ışık hüzmelerine olan
özlemini gidermeye çalışmak mı anlamlandıramıyorum. Gece insanın geçmişi
düşünmesi için bulunmaz bir nimet gibi geliyor bana. Eylül geceleri geçmişi
düşünmemek hele, olanaksız. Bir küçük Eylül yetiyor herkesi herkese
hatırlatmaya, geçmişin izlerinin silinemediğini unutturmamaya. İyi yapıyor ama
Eylül, çünkü insan geçmişiyle insanlaşır, geleceğidir onu farklı kılan. Öyle
kuru kuru da düşünmemek gerek geçmişi. Aynaya bakmak gibidir geçmişte yolculuğa
çıkmak ve aynaya bakarken de elimize bir bez alıp temizlemek de hataları,
yanlışları anlayıp özümsemektir. Ve son olarak da, özlemek birini Eylülde daha
güzeldir tüm aylardan.
‘’ Geçmişin en özel özlemlerinden,
Kopup gelen harlanmış duygular
 Revan olurlar,
  Ayın sudaki aksinin
melâline.’’